Maden Yasası Değişmedikçe Ne İda Ne Türkiye Kurtulur!

Cumhuriyet 22.10.2007

 

GÖZ UCUYLA

TÜRKEL MİNİBAŞ

Maden Yasası Değişmedikçe Ne İda Ne Türkiye Kurtulur!

İda nam-ı diğer Kaz Dağları'ndaki altın-maden şirketlerinin sondaj çalışmalarını ben ve diğer arkadaşlarım 2002'den beri sürekli yazıyoruz (*).

Yazmanın bedeli ağır! Maden şirketlerinin adamlarının gönderdiği yarı çıplak "Rambo" tiplemelerinden tutun da şirket tarafından "kamuoyunu infiale sürüklemekle" suçlanmaya kadar uzanan bir sürü saçmalıkla karşılaştık.

En üzücüsü de geçenlerde Sayın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı'nın buyurdukları gibi "ülke zenginliğine müsaade etmek istemeyen dış kaynakların etkisi" altında kaldığımızdı! Yine de şaşırmadık. Zira I. AKP döneminin Çevre ve Orman Bakanı da ulusal kaynaklara titizlikle yaklaşanları "çevrecilik maskesiyle propaganda yapmakla" suçlamıştı!..

Ne var ki:

* Globalizmde firmalar ulusötesi ya da ulusüstü nitelik kazandığından rekabet ülkeler arasında değil firmalar arasındadır.

* Enerji, maden gibi tüm sektörlere girdi sağlanan alanlarda firmalar arası rekabet görelidir!.. Firmalar dikey-yatay bağlantılarla birbirine bağlı olduğundan çıkarları da birbirine bağlıdır...

* Maden şirketlerinin Türkiye'deki ilişki ağı, dünya maden üretiminde yüzde 12.5'le en büyük paya sahip olan Rio Tinto ve bizdeki uzantısı Anatolia Mineral Development Ltd. (AMDL), Cominco ve Tüprag üzerinden yürür. Meraklıları bu ortaklıkları

http://www.eldorado.mtn.org

adlı internet sitesinden izleyebilir.

* Dünya altın piyasası bazı köşe yazarlarının sandığı gibi Almanya'dan yönetilmez. Altın borsaları maden tekellerinin egemenliği altında biçimlenir ve sınır tanımaz bir örgütlenme modeline sahiptir. Piyasanın uzmanları bazı köşe yazarlarını bilgilendirirken 2002'deki yatırımcıyı "İncil'in altın ülkesi" ne çağıran Wall Street ilanlarını anlatmasında yarar vardır.

* Bergama'da başlayan altın serüveni, Eurogold'dan, merkezi ABD'nin Denver kentindeki Newmont'a, Newmont'tan Normandy'ye ve Normandy adına Koza Davetiye Şirketi'ne uzanan bir el değiştirme sürecidir. Bugün sadece Ege'yi değil, Türkiye'nin tüm orman ve kıyı alanlarını kapsamaktadır.

Kısacası... Ülke kalkınmasının en temel kaynaklarının başında gelen madenlerin işletilmesine kimsenin karşı çıktığı yok!

Sorun, maden ihalelerini kazanan firmaların hangi kuralları dikkate alarak maden çıkardığında ve işlettiğinde! Dahası, "ülke kalkınması adına" sözcükleriyle başlayan cümlelerin ardı arkası aranmadığında, karşımıza ülke kaynaklarını talan etmek için yasalarla korunmuş şirketler çıkmasında!..

Dahası, maden sondajı Sayın Bakanların sandığı gibi bir çay fincanı büyüklüğündeki alandan toprak almakla bitmemekte!.. Şantiyelerin kurulmasından tutun da iş makinelerinin ormana girebilmesi için yol açılmasına kadar çok kapsamlı bir çalışma gerektirmekte! En azından, arama ruhsatı olan 11 şirket için 11 şantiye, makine parkı ve yol açılması lazım.

Altını bulduktan sonra madenin yıkanması için yapılacak büyük su barajlarını da unutmamak lazım!

Teckcominco Fronteer Arama ve Madencilik Şirketi yetkililerinin verdiği bilgiye bakılırsa Kirazlı, Söğütalan ve Muratlar köylerinin çevresinde altın arama çalışmaları tamamlanmış. 36 noktada maden araması devam ediyor. Yani, çevre halkı endişelerinde haklı.

Gelin görün ki, Kaz Dağları'nın başına gelecekler, "5177 Sayılı Maden Kanunu'nda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun" ve 9 Temmuz 2005 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 3213 sayılı duyuruyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 3 bin 344 maden sahasını ihaleye açtığında belliydi.

Malum, 5177 Sayılı Maden Yasamız:

* Sit alanları, su havzaları, orman ve tarım alanları, kıyılarda maden arama ve işletmeye olanak sağlamakta. Çünkü yasanın 7. maddesi, ''Orman, muhafaza ormanı, ağaçlandırma alanları, kara avcılığı alanları, özel koruma bölgeleri, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı, tarım, mera, sit alanları, su havzaları, kıyı alanları ve sahil şeritleri, karasuları, turizm bölgeleri, alanları ve merkezleri ile kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri, askeri yasak bölgeler ve imar alanları ile mücavir alanlarda madencilik faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirmesi, gayri sıhhi müesseseler ile ilgili hususlar dahil hangi esaslara göre yürütüleceği ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir" diyerek topu taca atmaktadır.

* Kaz Dağları'nda altın arama ruhsatı alan Koza AŞ'nin Genel Müdürü "Halk istemezse orada altın çıkarmayız" dese de!.. Maden arama faaliyetleri, yasada Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği'nin dışına çıkarılmıştır! Çalışmaların taahhütnamelerle yürütülmesini önermektedir. Hem de "sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, anayasanın 56. maddesiyle güvence altında" sanmamıza rağmen!

* Koruma Yüksek Kurulu'nun bileşimi de değiştiğinden kültürel varlıklar yerine maden ve bağlı alanlarda uzman, bürokrat ve bakanlık temsilcilerini de kurula katmıştır. Böylelikle, "kültür ve tabiat varlığı" nın korunmaya alınmasında maden şirketleri ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı birlikte karar verecektir.

Üç yıl önce TMMOB Çevre, Metalurji ve Jeoloji Mühendisleri Odaları bu nedenlerle 5177 sayılı Maden Yasası'nın yürütmesinin durdurulması için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştu. Ben de Kaz Dağları'nın tüm sondaj alanlarını yaz sıcağına aldırmadan tek tek gezmiştim. Maden şirketlerinin nasıl cirit attığını gözlemiş... Dağın görünmeyen yüzünde köylülerin korkudan yanına bile yaklaşamadıkları şantiyeleri görmüş ve bu köşeden size aktarmıştım.

Ne yazık ki, yazdıklarımız doğru çıktı. Şimdi gün, hukuk mücadelesinin takip edilmesi ve desteklenmesinde. Yoksa, 5177 sayılı yasa tüm ülkeyi madencilerin sondaj alanına çevirecek!

(*) Türkel Minibaş, Bu Kez Düşmanın Adı Terör, Cumhuriyet Yayınları, s. 451-469.

turkmini@superonline.com www.turkelminibas.net

 
 

(22.10.2007)